Bir Metnin Yaşını Kelimelerden Okumak: Kleitophon ve Tarihlendirmenin Sırları - Kadircan Koç

 


Bir Metnin Yaşını Kelimelerden Okumak: Kleitophon ve Tarihlendirmenin Sırları - Kadircan Koç

              "...ἢ οὐκ εἰδέναι σε ἢ οὐκ ἐθέλειν αὐτῆς ἐμοὶ κοινωνεῖν." (Platon, Kleitophon 410d)

              "...ya [adaletin ne olduğunu] bilmiyorsun ya da onu benimle paylaşmak istemiyorsun."


Platon külliyatının en kısa metni olan Kleitophon, felsefe literatüründe geleneksel olarak içerdiği protreptik, yani felsefeye teşvik tartışması ve Sokrates’in metin içindeki alışılmadık konumu üzerinden ele alınır. Bilindiği üzere diyalogda genç Kleitophon, Sokrates’i insanları erdeme yönlendirme konusunda över; ancak iş sadece felsefi teşvikte kalmayıp erdemin pratikte nasıl elde edileceğini ve uygulanabilir adımlarının ne olduğunu açıklamaya geldiğinde Sokrates sessiz kalır.

Bu yazının odak noktası, Sokrates’e yöneltilen suçlamanın felsefi içeriği veya şeylerin doğası olmayacaktır. Bu geleneksel tartışmaları bir arka plan olarak tutarak, antik felsefe çalışmalarındaki çok daha temel ve yöntemsel bir probleme odaklanacağız: Bir Platon diyaloğu nasıl tarihlendirilir ve felsefi bir karakter olarak Sokrates, yazarın düşünsel evriminin hangi aşamasına konumlandırılır?

 Özellikle S. R. Slings'in Kleitophon üzerine yürüttüğü filolojik çalışmaların rehberliğinde, içerik ve dilbilimsel veriler arasındaki bu anlaşmazlığı en genel anlamıyla nasıl okumamız gerektiğini ele alacağız. Amacımız, tek bir diyaloğun dönemini belirleme çabasının, metin analizi ve felsefe tarihi açısından nasıl zorlu bir sınava dönüştüğünü yüzeysel olarak Kleitophon diyaloğu üzerinde incelemektir.

Klasik felsefe tarihçiliği uzun yıllar boyunca bu diyaloğu, Sokrates’in düştüğü bu çözümsüz durum üzerinden okudu. 19. yüzyılda Platon araştırmalarının temellerini atan Friedrich Schleiermacher gibi otoriteler, Kleitophon'un Platonik külliyat içerisindeki yerini incelerken metnin dramatik yapısına dair mesafeli bir tutum sergilediler. Schleiermacher'e göre diyaloğun, Sokrates’e yönelik kapsamlı bir eleştirinin ardından aniden kesilmesi ve Sokrates’in bu itirazlara sessiz kalması, "Platonik felsefeye ve estetiğe aykırı" bir tablo çiziyordu.

Ona göre Platon, felsefi yönteminin merkezine koyduğu hocasını bu denli cevapsız bırakacak bir metni muhtemelen kendi kurgusal evrenine dâhil etmezdi. Bu tür bir "içerik ve üslup" odaklı değerlendirme, metnin Platon'un düşünsel derinliğini yansıtmaktan uzak olduğu ve belki de onu tam kavrayamamış bir çevrenin ürünü olduğu düşüncesini güçlendirdi. Nihayetinde Kleitophon, bu kurgusal uyumsuzluklar gerekçe gösterilerek uzun bir süre külliyatın sınırlarında tutuldu ve "şüpheli" bir eser olarak değerlendirildi.

Bir antik felsefe metnini değerlendirirken araştırmacıların düştüğü ilk metodolojik tuzak, eseri yalnızca kurgusu ve anlattığı hikâye üzerinden analiz etmektir. Schleiermacher ve onu takip eden geleneğin Kleitophon'u sahte veya erken dönem içerisinde bir acemilik ilan etmesinin arkasında tamamen bu kurgusal hoşnutsuzluklar yatar. Sahtelik iddialarının merkezinde, metnin dramatik yapısındaki bazı pürüzler ve dış tanıklıkların yarattığı muğlaklık bulunur.

Böyle bir metnin külliyattaki kronolojik yerini tespit etmek, yalnızca felsefe tarihçiliğinin değil, aynı zamanda filolojinin ve stilometrinin de ortak çalışma alanıdır. Kleitophon, bu tarihlendirme çabalarının ne kadar zorlu ve çelişkilerle dolu olabileceğini gösterir. Zira karşımızdaki temel problem şudur: Diyaloğun işlediği temalar, aporetik yapısı ve Sokrates'in konumu eserin Platon'un erken dönemine ait olduğuna işaret ederken; istatistiksel dil verileri ve kelime dağarcığı analizleri, metnin kesinlikle yazarın en yaşlı ve olgun dönemine, Sofist veya Yasalar dönemine ait olduğunu göstermektedir.

Metni tekrar tekrar hatırlamakta fayda var. Öncelikle, metnin kurgusunda felsefi teşvik konusunda yüceltilen Sokrates, genç Kleitophon tarafından köşeye sıkıştırılır ve adaletin somut pratiği sorulduğunda sessiz bırakılır. Geleneksel okumaya göre, Platon kendi hocasını asla böyle savunmasız ve aciz bir pozisyonda bırakmazdı. Buna ek olarak, metni sahte bulanlara göre bu diyalog; Devlet, Euthydemos ve Sokrates'in Savunması gibi büyük eserlerden parçalar kopyalanarak oluşturulmuş bir toplama metin gibidir. Üstelik bu kopyalamanın yer yer çok beceriksizce yapıldığı iddia edilir. Buna sıklıkla gösterilen kanıt komşunun liri örneğidir. Metinde adaletin pratik olarak ne işe yaradığı ve ürününün ne olduğu tartışılırken, akış birdenbire kopar ve araya kendi lirini çalmayı bilmeyen birinin onu nasıl kullanması gerektiğine dair alakasız duran bir örnek girer. Eleştirmenlere göre, başka diyaloglardan özensizce kopyalanıp araya yamalanmış gibi duran bu örnek, metnin mantıksal bütünlüğünü bozar ve onun acemi bir taklitçinin elinden çıktığını gösterir.

Bu kurgusal eleştirilere, antik dönemden gelen dış tanıklıkların muğlaklığı da eklenince sahtelik argümanı daha da güçlenmiş gibi görünür. Özellikle dönemin en önemli figürlerinden Ksenofon'un Memorabilia, yani Sokrates'ten Anılar adlı eserindeki tutumu, şüpheciler için uzun yıllar kritik bir dayanak noktası olmuştur. Ksenofon, bu eserinin ilk kitabında Sokrates'i savunurken çok tanıdık bir eleştiriye cevap verme ihtiyacı hisseder: Sokrates'in insanları erdeme teşvik etmede mükemmel olduğu, ancak onlara pratik bir rehberlik sunamadığı suçlaması. Bu eleştiri, genç Kleitophon'un Platon'un diyalogunda dile getirdiği isyanla yakın bir benzerlik gösterir.

Ancak Ksenofon, dönemin felsefe çevrelerinde belli ki tartışma yaratmış bu spesifik suçlamayı çürütmeye çalışırken doğrudan Platon'un veya eserinin adını anmaz. Bunun yerine, Eski Yunanca metinde bazı insanların çıkarımlarına dayanarak şeklinde isimsiz ve mesafeli bir atıf yapar. Ksenofon gibi Sokrates'in yakın çevresinden olan birinin, böylesine doğrudan bir felsefi itirazı anonim bir kaynağa dayandırması şüphecilerin dikkatini çekmiştir. Onlara göre, eğer bu metin gerçekten Platon'un kaleminden çıksaydı, Ksenofon bunu bazı insanlar diyerek geçiştirmezdi. Bu isimsiz atıf, eserin antik çağda bile aidiyetinin belirsiz olduğuna ve dolayısıyla büyük ihtimalle sahte bir yazarın elinden çıktığına dair güçlü bir kanıt olarak sunulmuştur.

Tüm bu kurgusal boşluklar, tuhaflıklar ve Ksenofon'un atıflarındaki bu tarihsel belirsizlik üst üste konduğunda, geleneksel okuma bizi tek bir rasyonel sonuca iter: Karşımızda Platon'un üslubuna yakışmayan, devşirilmiş ve sahte bir eser durmaktadır. Ne var ki, bir antik eseri tarihlendirmek için estetik beceriksizlik, bağlam kopukluğu veya antik yazarların eksik atıfları gibi tamamen yoruma açık ve öznel verilere dayanmak metodolojik olarak kusurludur. İçeriğin ve kurgunun bizi yanıltabileceği bu noktada felsefe tarihçilerinin ön kabullerinin haricinde istatistiksel dil verilerinin nesnelliği daha ikna edici olabilir.

Filoloji ve stilometri, yani istatistiksel metin analizi; karakterlerin ne hissettiğiyle veya felsefi argümanların ne kadar kusursuz kurgulandığıyla ilgilenmez. Bu disiplinler; yazarın kelime seçimi, cümle yapısı ve hatta hece kullanımları gibi, bir taklitçinin bilinçli olarak kurgulayamayacağı doğal ve bilinçdışı dil alışkanlıklarına odaklanır. Stilometrik incelemeler, özellikle Constantin Ritter ve Heinrich Bruennecke gibi araştırmacıların ortaya koyduğu veriler, felsefe tarihçilerinin kurgusal şüpheleriyle taban tabana zıt nesnel kanıtlar sunar. S. R. Slings de Kleitophon’un aidiyetini ve yazım tarihini tartışırken argümanını bizzat bu sayısal gerçekliğin ve "hiatus" oranlarının sağladığı veriler üzerine inşa eder.

Bu sayısal verilerin sunduğu ilk ve en güçlü kanıt, bir antik Yunanca metni tarihlendirmede en güvenilir metriklerden biri olan hiatus kuralıdır. Hiatus, ardışık iki kelimeden ilkinin ünlü harfle bitip ikincisinin ünlü harfle başlaması durumudur ve okurken seste bir tür takılma veya duraksama yaratır. Platon, yazarlık kariyerinin başlarındaki erken dönem diyaloglarında bu duruma pek aldırış etmemiş; ancak yaşlılık dönemine ait eserlerinde hiatustan estetik bir titizlikle kaçınmıştır. Bruennecke’ın istatistiksel hesaplamalarına göre, Kleitophon metninde sayfa başına düşen hiatus oranı yalnızca 7 ila 8 civarındadır. Platon'un erken dönem eserlerinde bu sayı 30 ila 40 bandında seyrederken, bu olağanüstü düşük sayı metni tereddütsüz bir şekilde yazarın en geç ve olgun dönem eserlerinin yanına konumlandırır.

Slings, bu istatistiksel tablonun yanına yazarın spesifik kelime dağarcığındaki kronolojik değişimi de ekler. Külliyat üzerindeki dilbilimsel taramalara dayanarak, Platon'un δῆλον ὡς, yani açıktır ki kalıbını kariyerinin başlarında hiç tercih etmediğini, bu ifadeyi ancak olgunluk ve geç dönem yazılarında kullanmaya başladığını açıkça gösterir. İlginçtir ki, felsefi içeriğindeki sözde boşluklar yüzünden erken dönem bir acemilik veya sahte ilan edilmeye çalışılan bu kısacık diyalogda, yaşlı Platon'un kalemine özgü bu karakteristik kalıp kendine yer bulmuştur.

Sonuç olarak, stilometrik veriler ortada büyük bir paradoks olduğunu gözler önüne serer. Eserin felsefi kurgusu ve Sokrates'in aciz bırakılan konumu metnin erken dönem bir taslak veya bir taklitçinin ürünü olduğunu ima ederken; stilometrinin sunduğu sayıların ve kelimelerin matematiği, metnin büyük olasılıkla geç dönemindeki olgun bir yazarın elinden çıktığını gösterir. İçerik ve dil arasındaki bu devasa uçurum, felsefi ön kabullerin çökme ihtimalini işaret eder ve tarihlendirme problemini geleneksel yöntemlerle içinden çıkılmaz bir noktaya taşır.

İçerik analizinin ve stilometrinin sunduğu bu ikiliği aşmak amacıyla, sahtelik iddialarının temelindeki varsayımları yeniden değerlendirmek gerekir. Eğer bu eserin Platon'a ait olmadığı fikri sürdürülecekse, bu anonim yazarın nasıl bir profile sahip olması gerektiği sorusu gündeme gelir. Slings, tartışmayı bir tür kusursuz taklitçi senaryosu üzerinden ele alır.

Bu yaklaşıma göre, Kleitophon'u kaleme alan kişi Platon değilse, yazarın oldukça sıra dışı ve donanımlı bir edebi geçmişe sahip olması gerekir. Bu kişinin, yazarın ancak ileri yaşlarında geliştirdiği hiatus kurallarını dikkatle hesaplaması ve geç döneme ait kelime dağarcığını metne başarıyla entegre etmesi beklenir. Ancak aynı yazarın, bir yandan bu zorlu dilbilimsel taklidi gerçekleştirirken, diğer yandan kurgusal zafiyetler sergileyen ve felsefi argümanını tam olarak temellendiremeyen bir acemi gibi davranması gerekecektir.

Slings, böylesine çelişkili bir yazar profilinin tarihsel açıdan ne denli düşük bir ihtimal olduğuna dikkat çeker. Antik çağda, geç dönem Platon'un bilinçdışı dil alışkanlıklarını istatistiksel bir tutarlılıkla kopyalayabilen, ancak kurgusal düzeyde bilerek veya bilmeyerek tutarsızlıklar yaratan bir yazarın varlığını varsaymak oldukça güçtür.

 Slings, felsefe dünyasını uzun süre meşgul eden bu "taklitçi" çıkmazını aşmak adına, tartışmayı kurgusal beklentilerin ötesine, daha analitik bir zemine taşır. Slings’e göre metindeki yapısal farklılıklar bir yazar beceriksizliği değil; aksine olgunluk dönemindeki Platon’un bilinçli bir edebi tercihi ve incelikli bir parodisidir. Bu bütüncül yaklaşım, üç temel dayanak üzerinden yükselir: İlk olarak, Bruennecke ve Ritter gibi araştırmacıların sunduğu stilometrik veriler, metindeki hiatus oranlarının Platon’un en olgun eserleriyle matematiksel bir uyum içinde olduğunu ortaya koyarak "gençlik işi" ya da "sahte taklit" şüphelerini büyük ölçüde zayıflatır. İkinci olarak Slings, "komşunun liri" gibi ilk bakışta eğreti duran örneklerin, aslında o dönemde erdemi sadece teorik bir övgü nesnesine indirgeyen sığ Sokratik edebiyatı nazikçe tiye almak için kasten seçildiğini savunur. Son olarak, Sokrates’in sessizliği, Platon’un artık aşılması gereken o eski, yalnızca felsefeye teşvik eden ancak somut bir adalet teorisi sunamayan metodolojisiyle girdiği ironik bir iç hesaplaşma olarak değerlendirilir. Bu perspektif, Kleitophon’u başarısız bir deneme olmaktan çıkarıp, yaşlı Platon’un hem felsefi rakiplerine hem de kendi entelektüel geçmişine yönelttiği zekice kurgulanmış, olgun bir edebi metne dönüştürür.

Yazımızın başında sorduğumuz o iki temel soruyu, yani bir Platon diyaloğunun nasıl tarihlendirileceği ve felsefi bir karakter olarak Sokrates'in yazarın düşünsel evrimindeki konumunun nasıl belirleneceği meselelerini, yürüttüğümüz tartışmanın adımları ışığında nihai bir sonuca bağlayabiliriz. Kleitophon örneği, bu iki sorunun birbiriyle ne kadar ayrılmaz bir biçimde iç içe geçtiğini ve geleneksel felsefe tarihçiliğinin kurgusal ön kabullerinin, nesnel veriler karşısında nasıl bir dönüşüm geçirmek zorunda olduğunu açıkça göstermektedir.

Geleneksel okumaların en büyük yöntemsel hatası, metni okuyucunun estetik beklentileri ve yazarın hocasına duyması gereken varsayılan sadakat üzerinden değerlendirmek olmuştur. Schleiermacher geleneği, diyalogdaki dramatik boşlukları, kurgusal pürüzleri ve Sokrates'in savunmasız bırakılarak susmaya mahkûm edilmesini, eserin sahteliğinin veya bir gençlik dönemi acemiliğinin kanıtı olarak sunmuştur. Ancak Bruennecke ve Ritter gibi araştırmacıların ortaya koyduğu, S. R. Slings'in de çalışmasına temel yaptığı stilometrik veriler bu psikolojik yaklaşımları geçersiz kılmıştır. Hece kullanımları, yazarın bilinçdışı dil alışkanlıkları ve özellikle hiatus oranlarındaki dikkat çekici düşüklük, metni yazarın gençliğine değil; Devlet diyaloğu ile eş zamanlı kaleme alındığı olgunluk evresine veya hemen sonrasındaki geç döneme yerleştirmiştir.

Ulaşılan bu kronolojik saptama, metindeki kurgusal tezatları Slings’in parodi ve ironi teziyle anlamlandırmamızı sağlar. Slings'e göre karşımızdaki eser, yazarın bir kurgu hatası değil; aksine olgunluk dönemindeki Platon'un, sadece felsefeye teşvik eden ancak somut bir adalet teorisi sunamayan "Sokratik teşvik metoduna" dair yürüttüğü içten bir yüzleşmedir. Bu bağlamda metinde köşeye sıkışan Sokrates, Platon’un bizzat kendisinin bir yenilgisi değil; aksine yazarın artık aşılması gerektiğini düşündüğü "erken dönem Sokratik yöntemin" kurgusal bir temsilidir. Platon bu diyalogda, sadece erdemli olmayı öğütleyen ama o erdemin nasıl icra edileceğini söyleyemeyen o eski dili bilinçli bir "parodiye" dönüştürerek, kendi olgunluk dönemi felsefesine yeni bir alan açar.


***


Yazar: Kadircan Koç

Kadircan Koç, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü lisans öğrencisidir. 

İletişim: kockadircan33@gmail.com


















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk Bulan - Hakan Yücefer

Felsefe Ne Yapar? - Luka Zurkic (çev. Meryem Duman)

Pao Ding'in Yöntemi - Berk Güray Kanlı

Sokrates Öldürülmeyi Derin Dindarlığı Sebebiyle Mi Kabul Etti? - Nesibe Doğan

Bir Felsefe Yazısı (Bu da dahil) Nasıl Okunur? Nasıl Planlanır? Nasıl Yazılır? - Jeff McLaughlin

Etiğin Kökeni Nereden Gelir?: Etik Bir Hakikat midir? Yanılsama mıdır? - Sibel Güneş

Marksizmin Aporia'sı: "Devlet" - Cengiz Baysoy

Felsefe Sunumu Nasıl Yapılır? - Alper Yavuz