Sokratik Yöntem: Sorularla Düşünmenin Tarihi ve Bugünü - Ecre Sena Arıcan
Günümüzde hâlâ kullandığımız, sadece sorular sorarak kişilerin kendi fikirlerine ulaşmasını sağlayan bu yöntem aslında 2400 sene öncesine, Atina sokaklarına dayanıyor. Menon diyaloğunda Sokrates’in bir köleye bir geometri teoremini çözdürmesi ile ilk olarak orada Sokratik Yöntem ortaya çıkmıştı. O dönemde Sokrates’in yaptığı oldukça farklı karşılandı. Çünkü alışılanın dışında bilgi vermek yerine sorular soruyor, insanları düşünmeye zorluyor ve kendi doğrularını kendilerinin bulmasını sağlamak istiyordu. Bugüne geldiğimizde ise Sokratik yöntem, hayatımızın birçok alanında hâlâ önemli bir yer kaplıyor. Zamanla birçok şey değişse de insanların soru sorarak düşünmeye, kendi doğrularını bulmaya yönelik ihtiyacı değişmedi. Belki herkes için söyleyemeyiz bunu ama yine de hâlâ böyle insanların olduğunu biliyoruz.
Sokratik yöntemi iki kelimeyle özetleyebiliriz: soru sormak. Açmam gerekirse; bildiğimizi düşündüğümüz şeylere bile sormak, bilmek için sormak, çelişki bırakmayana kadar sormak, düşünmek için sormak. Sokrates bu yöntemi kullanırken amacı karşısındakine bilgi öğretmek değil, onu düşünmeye yöneltmekti. Zaten onun bu yaklaşımının temelinde de kendi ünlü sözü yatıyordu: “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”
O yüzden Sokrates’in yaptığı şey, kişinin bilgiye bir soru peşinden gitmesini sağlamak; kişinin ne düşündüğünü ortaya çıkarmak, düşüncesinin tutarlılığını ölçmek ve gerekirse o düşünceyi tekrar kurmasına yardımcı olmaktı. Bu açıklamayla beraber Sokratik yöntem bir tartışma biçimi değil; bir düşünme biçimidir. Asıl olanın sorular olduğu, sorularla yönlenen bir yolculuktur.
Sokrates bu yöntemi kullanırken önce karşısındakine çok temel bir soru sorardı. Örneğin “Cesaret nedir?” gibi. Karşısındaki kişi kendine göre yorumunu yapar, Sokrates ise daha detaylı sorular sorarak bu tanımın eksik ya da çelişkili yönlerini ortaya çıkarırdı. Sorduğu sorularla, karşısındakinin söylediği şeyin her durumda geçerli olup olmadığını sorgulardı. Eğer tanım tutarsızsa kişi bunu fark eder ve düşüncesini tekrar gözden geçirirdi. Kişi bu sayede sadece kendi düşüncelerinden ilerleyerek yeni ve daha sağlam bir sonuca varmış olurdu; yani yöntem amacına ulaşmış olurdu. Fikrimce Sokrates’in asıl amacı, insanların kendi düşüncelerini en sağlam hâline ulaştırmaktı. Sokratik yöntemi de bu nedenle kullandığını söyleyebilirim.
Günümüzde Sokratik düşünmenin kullanıldığı alanlara örnek vermem gerekirse, öncelikle psikoterapi alanını gösterebilirim. Psikoterapide Sokratik yöntem çok önemli bir yer kaplar. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (CBT) denilen psikoterapi türünde, danışanın düşünce hatalarını fark edebilmesi için Sokratik sorular kullanılır. Terapist, danışanın olumsuz veya mantıksız bir düşünceye sahip olduğunu gördüğünde bu düşünceyi düzeltmek için doğrudan müdahale etmez. Bunun yerine sorular sorarak danışanın kendi düşüncesini kendisinin sorgulamasını sağlar. Aynı Sokrates’in bir bilgiyi aktarmak yerine, kişinin kendi doğrusunu bulmasına sorular sorarak yardımcı olması gibi. Danışan da dışarıdan bilgi almadan, kendi zihnindeki hatalı düşünceyi yine kendi çabasıyla düzeltir. Vermiş olduğum bu örneğin, Sokratik yöntemin günümüzde en güçlü kullanım alanlarından biri olduğunu söyleyebilirim.
Bunun dışında Sokratik yöntem, günümüzde eğitimde ve iş dünyasında da kullanılıyor. Modern eğitim anlayışı, öğrenciyi aktif bir düşünür rolüne sokmak istiyor. Bunu da Sokratik yöntemle yapıyor. Öğretmenler, öğrencinin bir konuyu kendi kendine kavraması için buna yönelik sorular soruyor. Bu sayede öğrenci, o bilgiyi ezberlemekle kalmıyor; o bilginin neden doğru olduğunu da kavrıyor. İş dünyasına baktığımızda da özellikle problem çözme sürecinde Sokratik yöntemin kullanıldığını söyleyebiliriz. Doğrudan bir çözüm üretmek yerine, oluşan problemin köküne inerek ve buna dair sorular sorarak daha kaliteli kararlar verilmesi sağlanıyor.
Kendi günlük yaşamımızda bile fark etmeden aslında sık sık Sokratik yöntemi kullanıyoruz. Buna en basit örnek olarak, birisi kesin bir yargıya vardığında “Peki, bunu nasıl biliyorsun?” veya “Bu her zaman böyle olmak zorunda mı?” gibi sorular sormamızı gösterebiliriz. Bu sorular, karşımızdaki kişinin düşüncesinin sağlamlığını test etmesine yol açabilir. Bunun gibi örnekler, günümüzde Sokratik yöntemi fark etmeden kullandığımızı gösterir.
Bu son verdiğim örnekle de aslında Sokrates’in yaklaşımının hayatın her alanında uygulanabilir bir düşünme tarzı olduğu görülebilir. Sokratik yöntemde aceleyle hüküm vermek yerine, sorularla gerçeğe yaklaşmak istenir. Bu da iletişimde daha sağlıklı ilişkiler kurulmasına yardımcı olur. Çünkü sorular anlamayı hedefler; bu da tartışmaları yumuşatır ve karşılıklı anlayışı artırır. Sokrates, karşısındaki kişiyi gerçekten anlamak isterdi. Bu yüzden önce sorular sorar ve onun düşünce yolculuğunu takip ederdi. Bu da aslında Sokratik yöntemin empati ve dinlemeye teşvik ettiğini gösterir.
Sokratik yöntemin bugün hâlâ bu kadar önemli olmasının birkaç nedeni var. Birincisi, bu yöntem insanı kendi düşüncesiyle yüzleştirir. Kişi, kendi inançlarının ve doğrularının temelini sorgulamadığı sürece sağlam ve tutarlı bir düşünceye ulaşamaz.
İkincisi, soru sorma alışkanlığı bireye eleştirel düşünme becerisi kazandırır. Günümüzde bilgiye ulaşmak artık çok kolay; bu bilgiyi süzmek, değerlendirmek ve doğruyu yanlıştan ayırabilmek ise çok önemlidir. Bilgi bombardımanı içinde kaybolmamak için Sokratik yöntem bize tam da bunu sağlar. Yukarıda da söylediğim gibi, Sokratik yöntem empati ve dinlemeyi teşvik eder; yani hemen tepki vermek yerine karşımızdakinin neden böyle düşündüğünü sorgulamak daha yapıcı bir yaklaşım olur. Bu verdiğim örnekler de Sokratik yöntemin hem bireysel ilişkilerde hem de toplum kültüründe olumlu bir etki bıraktığını gösterir.
Sonuç olarak Sokratik yöntem, yüzyıllar öncesinden gelen ama hâlâ geçerliliğini koruyan bir düşünme biçimidir. Bize ezberlenmiş cevapları değil, doğru soruları öğretir. Soru sorarak düşünmek, hem kendimizi daha iyi tanımamıza hem de insanlarla daha sağlıklı ilişkiler kurmamıza yardımcı olur. Artık her şeyin hızlandığı, akıp gittiği bu günümüzde durup düşünmeye ve sorgulamaya gerçekten ihtiyacımız var. Belki de Sokrates’in bize bıraktığı en büyük miras da budur: hazır verilmiş cevaplar yerine soruların peşinden koşmak. Belki de duymayı istediğimiz, cevaplarda değil sorduğumuz sorularda saklıdır.
***
Kaynakça
Platon, Sokrates'in Savunması, çev. Ari Çokana Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Charles H. Kahn, Platon ve Sokratik Diyalog, çev. Haliç Metin Yolcu, Vakıfbank Kültür Yayınları
Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Say Yayınları
Judith S. Beck, Bilişsel Davranışçı Terapi: Temelleri ve Ötesi, çev. Muzaffer Şahin, Nobel Akademik Yayıncılık
***
Yazar: Ecre Sena Arıcan
Ecre Sena Arıcan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Felsefe Bölümü lisans öğrencisidir
İletişim: ecrearican3434@gmail.com

Sokrates’i çağdaş bir “iyi dinleyici” ya da empatik bir rehber gibi sunma eğilimi yanıltıcıdır. Bu tür okumalar, Sokrates’in yöntemini olumlayıcı bir hâle sokar , onu felsefi açıdan zararsız hâle getirir. Oysa Sokrates çoğu zaman “zararlıdır”.
YanıtlaSilSokratik sorgulamanın merkezinde empati değil, çürütme vardır. Sokrates sorular sorar; evet. Ama bu sorular, karşısındakini rahatlatmak için değil, onu kendi inançlarının temelsizliğiyle yüzleştirmek içindir. Diyalogların sonunda ulaşılan şey çoğu zaman karşılıklı anlayış değil, aporiadır, rahatsızlık ve entelektüel boşluk yaratır.
Bu nedenle Sokrates’i bir terapist gibi düşünmek ciddi bir anakronizmdir. Terapistin amacı danışanın daha iyi hissetmesini sağlamak olabilir; Sokrates’in böyle bir kaygısı yoktur. Onun derdi, insanların ahlaki ve epistemik iddialarını sınamaktır. Eğer bu sınama can yakıyorsa, bu yöntemin bir kusuru değil, özelliğidir.
Sokrates karşısındakini “anlamak” ister; fakat bu anlayış, psikolojik bir empati değildir. O, muhatabının ne düşündüğünü değil, iddia ettiği şeyin doğru olup olmadığını önemser. Birinin düşünce yolculuğunu takip eder, evet; ama bu yolculuk sonunda ona eşlik etmek için değil, yolun çıkmaz olduğunu göstermek içindir.
Sokratik yöntemin bugün hâlâ rahatsız edici olmasının nedeni de budur. Bu yöntem uzlaşma üretmez; huzur vermez; çoğu zaman öğretmez. Ama şunu yapar: sahte bilgiyi ifşa eder. Ve bazen bir toplum için en tehlikeli şey budur.
Sokrates’in Atina’da neden sevilmediğini, neden “gençleri bozmakla” suçlandığını anlamak için onu bir empati figürü hâline getirmemeliyiz. Tam tersine, onun sorgulamasının keskinliğini ciddiye almalıyız. Sokrates’i yumuşattığımız ölçüde, onu yanlış anlamış oluruz.